Kâğıt Çeşitleri ve Metodlar

 

 

Arapçada kırtas, Farsçada kağız, Türkçede kâğıt denilen bu kelime, üzerine yazı yazmak veya bir şey sarmak için kullanılan safihanın genel adıdır. Bugün kâğıt denilince, yalnız yazı kâğıdını anlamayız. Yerine göre gazete kâğıdı, şekerci kâğıdı, cilt kâğıdı, ambalaj kâğıdı… diye ayırt edebiliriz. Bununla beraber, kâğıdın icadına başlıca sebep de yazı yazmak ihtiyacıdır.

Britannica Ansiklopedisi’nin “paper” maddesinde, kâğıt hakkında elyaflı maddelerden kâğıt yapma sanatını, Çinliler çok eski zamanlarda icra etmiş gibi görünür. Muhtelif yazarlar, bu sanatın Çinlilerde, M.Ö. II. asırda mevcut olduğunu yazmışlardır. Diğer memleketlerde ise, kâğıt ancak M.S. VIII. asrın ortasında görülmüştür. VIII. asrın başında, Semerkant’ı işgal etmiş olan Arap’lar, Çinlilerin bir işgaline uğradılar. Arap Valisi bu işgali püskürttükten sonra, Çinlileri takip ederek bazı kâğıt ustalarını esir etmiş; bunlar da bildiklerini Arap’lara öğretmişler.

“Brockhaus da şöyle der: ‘’Kâğıt, M.S. 105 yılında “Ts’ailum” tarafından icat edilmiştir. Kullandığı ham maddeler şunlardı: Ağaç kabuğu, paçavra kendir ve balık avları… 610 yılında kâğıt Japonya’ya sokulmuştur. Arap’lar kâğıt imalini, 751’de Semerkant’da Çinli savaş esirlerinden öğrenmişlerdir. 794’de Bağdat’ta devlete ait bir kâğıt fabrikası kurulmuştur. Kâğıdı Avrupa’ya getirenler Araplar olmuştur.

‘’Medeniyet-i İslamiyye Tarihi’nde de şöyle deniliyordu: ‘’Kâğıt imali sanatının yeryüzünde yayılıp gelişmesine vasıta olanlar Müslümanlardır. Çünkü Avrupalılar ‘’Ortaçağ’’da uyanınca, Şam kâğıdını Arap’larda görerek alıp kullandılar. Kâğıtçılık san’atı, Endülüs yoluyla Avrupa’ya ulaştı. Endülüs İspanyollara geçince; Şatıbe, Belensiye (Valencia), Tuleyta (Toledo) da kâğıt fabrikalarını ele geçirdiler ve kâğıtçılık, bunlardan diğer Avrupa kavimlerine geçti’’.

Yine bu kitapda şu satırları görüyoruz: ‘’Arapların kâğıt yerine en eski kullandıkları şey, Rakk ismiyle bilinen deri idi. Kumaşlar üzerine dahi yazı yazarlardı. Yazı yazmağa elverişli kumaşın en meşhuru Mısır’da dokunan bir nevi kumaş idi. Buna ‘’kabati’’ derlerdi. İslamiyet‘ten evvelki meşhur ‘’Muallakaat-ı Seb’a ‘’, bu kumaş üzerine yazılmıştır. Rakk veya Kabati ele geçmezse, o zaman tahta yahut kemik, testi çömlek nev’inden toprak veya taş parçaları yahut bunlara benzer şeyler üzerine yazarlardı.’’

Bugünkü medeni hayatımızda, kâğıtçılık o kadar gelişmiş ve çeşidi o kadar çoğalmıştır ki, tarifi ciltlerle kitap olur. Biz burada yalnız hattatların kullandıkları kâğıtlardan kısaca bahsetmeye çalışacağız.

Kâğıt Çeşitleri
Ali Merhum, ‘’Menakıb-ı Hünerveran’’-ın kâğıt konusunda şöyle der: ‘”Kâğıt cinsinde sakın Haşebi ve Dımışkiye itibar olunmamalıdır ve Semerkant kağıdından aşağı kabul edilmemelidir.
Kâğıdın en adisi Dımışkidir ki kıymeti malumdur.
İkinci Devlet-abadidir ki herkesçe anlaşılmıştır.
Üçüncü Hatayidir.
Dördüncü Adilşahidir.
Beşinci Hariri Semerkandi’dir.
Altıncı Sultani Semerkandi’dir.
Yedinci Hindidir.
Sekizinci Nizamşahidır.
Dokuzuncu Kasımbeyidir.
Onuncu Hariri Hindidir.
Onbirinci Güni-i Tebrizidir ki, şekerrenktir; işlemesi Tebriz’lilere mahsustur. Onikinci Muhayyerdir ki, o da şekerrenktir.’’

Bu kâğıtların yukarıda ismi geçen Haşebi ve Semerkandi de ilave olunca hepsi 14 çeşit olur. Bunların incelik, kalınlık ve ebat bakımından çeşitleri de var idi. Bugün bunların örneklerinden çok azı elde mevcuttur.

Abadi kâğıtlarının birinci sınıf kâğıtlardan olduğunda hattatların ortak görüşü vardır. Buhara kâğıtları da, ön safta gelir. Bir de İstanbuli kâğıt denilen Türk kâğıtlarının da bunlara katmak lazımdır. XV. Asırda, İstanbul’da “Kâğıthane” denilen semtte tesis edilen kâğıt fabrikasında imal edilirlermiş. XVIII. Asırda “Hünkâr İskelesi’nde, 1887’de yine İstanbul’da “Hamidiye” Kâğıt Fabrikaları Kurulmuştur.

Kâğıthane’ye “Sa’d-abad” ismi de verildiği için, İstanbuli kâğıtları abadi denilen Hind kâğıtları zannetmişlerse de, doğru değildir.

Bizde vaktiyle dut yaprağından gayet yumuşak bir nevi kâğıt yapıldığını Prof. İsmail Hikmet Ertaylan söylemişse de, yerini ve tarihini tarif etmediği gibi, ne suretle yapıldığı hakkında da bir bilgi edinilememiştir.

Hattatların Kullandıkları kâğıtların arasında Venedik Kâğıtları da kayda değer. Hattatlar bunların gayet sert bir çeşidine Alikurna derlerdi. Bunlar ıslah edilmeden, aharlanıp mührelenmeden yazı yazmağa elverişli değildirler.

Gerek yerli ve gerek yabancı memleketlerde yapılan ve kıymet itibariyle yukarı ki kâğıtların altında bulunan renkli ve beyaz, büyük ve küçük, ince ve kalın, sert ve yumuşak daha birçok kâğıtlar da, hattatlıkta ıslah edilerek kullanılagelmiştir. Islah edilmeyenleri, karalama, müsvedde, kalıp, kopya vs.de kullanırlardı. Parşömen, kuşe, siyah, kalın kâğıtlar, ince harita ve kopya kâğıtları, taş basmalar için eczalı mürekkeple yazmaya mahsus kolalı ince Avrupa kâğıtları da çok kullanılırdı.

Kâğıt Renkleri
Hattatlıkta kullanılan kâğıtların renkleri hakkında tam bir kadro vermeğe imkân olmamakla beraber estetik bakımdan en çok kullanılanları sekiz gruba ayırmak mümkündür:

1-Beyaz: Şekerrenk, çiğ renk, süt beyaz
2- Sarı: Kanarya sarısı, saman sarısı, altın sarısı, açık krem, balköpüğü, açık kavuniçi.
3- Kırmızı: Tozpembe, gülkurusu, kiremidi, narçiçeği.
4- Yeşil: Açık yeşil, filizi, çimeni, zeytuni, limonküfü, çağla rengi, nefti.
5- Mai (mavi): Açık mai, gök rengi, süt mavisi.
6- Kahverengi: Açık kahverengi, toprak rengi.
7- Siyah: Parlak, donuk, açık, koyu .
8- Karışık: Kumlu, dalgalı, kirli, Ebrulu.



Kâğıt Boyama Çeşitleri
Beyaz kâğıtlar, hamurları ne olursa olsun, nebati ve madeni boyalarla latif ve çeşitli renge boyanabilir. Bu hususta başlıca iki usul vardır.

1- Banyo Usulü: Ihlamur, çay safran, kök boya, tütün, saman, soğan kabuğu, kına, ekşi nar kabuğu… Gibi renk veren nebatlar, ayrıca suda kaynatılır, rengi çıktıktan sonra, bir miktar şap koyup tekrar kaynatılır ve kâğıtlar, bu suyun içinde banyo edilir.
2- Sürme Usulü: Eğer boya toz halinde ise veya madeni boya ise, mermer üzerinde keskin sirke ile karıştırılıp deste-senk ile iyice ezdikten sonra, nişasta veya kola, pelte halinde pişirilerek buna karıştırılır. Soğuk veya ılık süngerle veya pamukla kâğıda yedirerek sürülür.

Boyanmış kâğıtları güneşe ve çok sıcak yerlerde kurutmamalıdır. Mümkün olduğu kadar gölgede kendi halinde kurutulmalıdır. Düzgün durması için de, nemli iken üst üste yığmalıdır.


Diğer Metotlar
Kilis’li Muallim Rıfat Bilge açıkladığı ve düzenlediği (tashih ve tertip etmiş olduğu) ‘’Gülzar-i Savab’’ın sonunda, kütüphanelerde gördüğü kâğıt boyama ve renk vermeye dair usulleri eklemiştir.
Bunlardan bazıları:

Palamut ağacı odununun külünü bir beze çıkın ederek, içinde on gram şap bulunan suda kaynatıp durulduktan sonra süzmeli, bir kilo kınayı hamur haline getirip,
Üzerine sıcak olarak o suyu dökmeli, 24 saat kımıldatmadan bıraktıktan sonra süzmeli, unnabi bir renk olur.
2-Bir çeşit bitkinin çiçeği olan “Asfur” u yıkayıp sarı suyunu attıktan sonra üzerine limon suyu dökerek ovuşturmalı, süzüp bir miktar sirke ilave olunursa kırmızı renk olur.
3- Bir miktar susam çiçeği on gram beyaz şapla bir tencere içinde su ile kaynatılırsa çimeni yeşil olur.
4- Susam çiçeği havanda dövülüp suyu sıkarak çıkartılır. Kâğıt bu suda banyo edilerek güneşte kurutulursa mavi renk olur.
5- Badem yaprağı ilkbaharda toplanıp 5–10 gram şapla bir miktar su içinde kaynatılırsa, altın sarısı güzel bir renk olur.
6- Sonbaharda siyah üzüm yaprağı toplanıp 5–10 gram şapla bir miktar su içinde kaynatılırsa, gayet güzel renk olur. Şayet, elma yaprağı konursa daha güzel olur.
7- Soğanın dış kabuğu bir miktar şapla suda kaynatılırsa gayet hoş renk olur.
8- Hindistan ağaçlarından ‘’bakkam’’ denilen (al ve mor cinsleri vardır) ağacın odunu talaş haline getirip altı gram şapla suda kaynatılırsa kırmızı renk olur.
9- Kına suyu veya gül suyu yahut her ikisi birden bakkam ve bir miktar şapla kaynatılırsa gayet güzel renk olur.
10- Hatmi çiçeği, çöven suyu ve gül suyu ile kaynatılırsa gayet latif renk olur.
11- Gelincik çiçeği, altı gram şap ile bir miktar su içinde kaynatılırsa güzel renk olur.
12- Jengar denilen bakır pası (Bakır Hidrokarbonat) sirke ile ıslatılıp ezilerek halledilirse Jengari renk olur.
Bu oniki maddede tarif edilen renklerle boyanacak kâğıtların aharlı olmaları lazımdır.
13- Lal boya ve yumurta akı, mermer üzerinde deste-senk ile ezilip fırça ile kâğıda sürülürse latif renk olur.
14- Ayva çekirdeği ıslatılıp ham kâğıtlar bununla banyo edildikten sonra, bir miktar ayva yaprağı ile tencere içine konup ağzını hamurla sıvayarak kaynatılır ve ılık ılık kâğıda banyo yapılırsa mülayim bir renk olur.
15- Sülüğen (Minyum) biraz nişasta ile pişirilip, sıcak sıcak fırça ile kâğıda sürüldükten sonra gölgede kurutulup mührelenirse gayet güzel bir renk olur.
16- Civid, lacivert, zırnık ve bunun gibi renkler nişasta ile pişirilerek kâğıda sürülürse, kâğıt o renge boyanmış olur.
17- Altın ve gümüş ezilip, tutkalla (jelâtinli) su ile karıştırılarak aharlanmış kâğıtlara fırçayla serilir ve kuruduktan sonra, altın mühreyle mührelenirse gayet parlak ve hoş olur.
18-Talaş haline getirilmiş kalay Arap zamkı ile mermer üzerinde ezildikten sonra, biraz nişasta, hatemi çiçeği ve jelâtin ilavesi ile kaynatılır ve Semerkand kâğıtlarına sürülüp mührelenirse, sert ve ayna gibi parlak kâğıt olur.
19-Nohut unu suda kaynatılarak, içinde kâğıt banyo edilirse nohudi renk olur.
20- Bir miktar kına su içinde kaynatılarak ince bezden süzüldükten sonra kâğıt banyo edilirse ünnab (hünnap) rengi olur.
Bir kâğıt hangi renke boyanmak isteniyorsa istenilen, önce şaplı suya batırılıp kurutmalı, sonra o rengi ihtiva eden suda kâğıdı banyo edip gölgede kurutmalıdır.
22- Cehri boyası su ile kaynatılarak kâğıt banyo edilirse sarı renk olur. Şayet, içine bir miktar şap konursa açık sarı olur.
23- Yeşil asfur’un kırmızısı çivitle kaynatılırsa yeşil olur.
24-Gelincik çiçeği sıkılıp suyunda kâğıt banyo edilirse mor renk olur, bir miktar şap ilave edilirse asumani renk olur. Çivit konulursa çividi olur.
25- Asfur’u bir beze çıkınlayıp sıcak su içinde sıkılır ve çıkan sarı suya kâğıt banyo edilirse limon sarısı olur. Sıkmaya devam edilirse, kırmızı renk çıkar. Bununla kâğıt boyanırsa, önce kırmızı renk, sonra gül şeftali rengi olur.
26- Saruca ağacı dövülüp su ile kaynatılır ve süzülüp kâğıt banyo edilirse turuncu renk olur.
27- Menekşe yaprağı ile mürver’in siyah tohumu dövülüp suyu alınırsa, menekşe rengi olur. Biraz şap konursa asumani renk olur.
28- Bakkam ağacı odunu kaynatılıp içine meşe külünün süzülüp suyu konur ve buna kâğıt banyo edilirse kırmızı renk olur.
29- Mor bakkam’lı suda boyanmış bir kâğıt, sonra şaplı suda banyo edilirse mor olur.
30- Sarı renge boyanmış bir kâğıt, çividi renge boyanırsa yeşil olur.
31- Kırmızı kâğıt, kurt kulağı suyu ile banyo edilirse süt mavisi olur.
32- Mürver’in yemişi bir çömlekte su ile kaynatılıp soğutulursa mor renk olur. Biraz şap ilave edilirse lacivert, şap ilave konursa “Acem mavisi” olur.
33- Soğan kabuğu kaynatılıp kâğıt banyo edilirse samani renk olur.
34- Susam çiçeği bir miktar şapla suda kaynatılırsa, çimen yeşili renk olur. Kaynatılmayıp ikisi bir havanda dövülüp sıkılır ve suyu kâğıda sürülürse, mavi renk olur.
Kaynak: Kaligrafi Sanatı





KÂĞIDIN BOYANMASI

Ham kâğıtlar istenirse öncelikle bitkisel boyalarla, kırmızı, yeşil, mavi, siyah, pembe renklere boyanır. Boyama işi şöyle yapılır: Renk elde edilmek istenen bitki toplanır, derin ve genişçe bir kaba konarak bir miktar şapla, suda kaynatılır. Bir müddet sonra, bitkinin rengini alan su, başka bir kaba boşaltılır. Kâğıtlar renkli suya bir bir batırılarak banyo usulü ile boyanır; ayrı ayrı kurumaya bırakılır. Bazı yazma eserlerde, yaprakların orta kısmıyla kenar kısımları ayrı renkte boyanır; bu tarz boyamaya akkâse denir.
Renk bilgisi ve zevki fevkalade gelişmiş olan Osmanlı Türklerinde, kağıt boyamada kullanılan bitkilerden bazıları şunlardır:
Kına: Bir miktar su içine konarak kaynatılır, “Hünnap” rengi olur.
Nohut: Bu bitkinin unu suda kaynatılır ve adını kendisinden alan “nohudi” renk elde edilir.
Soğan: Dış kabukları şapla kaynatılarak kırmızımtırak, gayet güzel bir renk elde edilir.
Kurt Kulağı: Safran ve şap su içinde kaynatılarak yeşil renk elde edilir.
Badem Yaprağı: İlkbaharda toplanan bu yapraklar, 3- 10 gram şap ile bir miktar su içinde kaynatılarak altın sarısı, güzel bir renk elde edilir
Ceviz ve Yaş Nar: Kabukları birlikte su içinde kaynatılarak, kahverengi elde edilir.
Menekşe Yaprağı ve Mürver Çiçeği Tohumu: birlikte dövülür ve güzelce sıkılıp suyu şapla kaynatılır, menekşe rengi elde edilir.
Ayrıca, cehri boyası su ile kaynatılarak sarı renk elde edilir.


KÂĞIDIN AHARLANMASI (TILA):
Ahar, yazı yazarken olabilecek hataların düzeltilmesinde silintinin belli olmaması ve iz bırakmaması için kâğıdın üzerine sürülen bir sıvıdır. Bu sayede ham ve pürüzlü kâğıtlar yazıya elverişli hale gelir. Üzerine bir defa ahar sürülmüş kâğıda tek aharlı, iki defa veya daha fazla ahar sürülmüş kâğıda da çift aharlı kâğıt adı verilir.
Kâğıt ıslahında ekseriya, yumurta veya nişasta aharı tatbik edilmiştir.
a) Yumurta Aharı: Taze ördek veya tavuk yumurtasının beyazı bir kâseye alınır. Yumruk büyüklüğünde bir şap parçasıyla yumurta akı kesilinceye kadar çalkalanır. Birkaç saat bekledikten bu köpüren malzemenin altında sabunlu suya benzeyen bir sıvı oluşur. Altta biriken bu sıvı, sünger veya tülbent sarılmış bir parça pamukla kâğıda sürülür. Ve gölgede kurutulur.
Tuğrakeş İsmail Hakkı Bey”in bizzat tarif ettiği ahar usulü şöyledir: “Şekersiz olarak muhallebi tarzında pişirilmiş nişasta gayet ince süngerle kâğıdın her iki yüzüne sürülür. Sonra kâğıt İpte kurutulur. Bundan sonra yumurta akı az miktarda şapla çalkalanarak köpürtülür. Bu suretle köpürtülen yumurta akı, bir müddet haliyle bırakılır. Köpükler tamamen sönüp zeytinyağı şeklini alınca nişasta sürülmüş ve kurutulmuş kâğıt üzerine ince süngerle bu yumurta akından sürülüp yine kurutulmaya bırakılır. Kağıt kurutulduktan sonra, evvela saplı mühre ile sonra billur mühre ile parlatılır.”
b) Nişasta Aharı: Bu tarz aharın yapımında buğday nişastası kullanılır. Önce soğuk suda eritilen nişastaya, bir miktar jelâtinle kaynar su ilave edilir. İyice piştikten sonra süzülür ve kâğıt üzerine sürülür.
Ahar, yazının ve kâğıdın cinsine göre yapılır. Mushaf yazmak için hazırlanan kâğıtların her iki tarafına da ince bir ahar çekilir. Çok tashih ve emek isteyen celi yazıların kâğıtlarının, yalnız bir tarafı birkaç kat kuvvetlice aharlanır.
Özellikle ta”lik kıt”alar için hazırlanan kâğıtların, aharlanmasına daha da özen gösterilmelidir. Kâğıdın aharlanması hat sanatında ayrı bir ustalık ister.


KÂĞITLARIN MÜHRELENMESİ:
Kağıda aharı iyice yedirmek, yüzündeki pürüzleri gidermek ve ilerde çatlamasını önlemek için cam veya çakmaktan yapılmış mühre ile kağıtlar mührelenir.
Aharlanmış mührelenecek kâğıtlar, ıhlamur ağacından yapılmış yekpare, ortası çukurca mühre tahtası, Pesterek üzerine konur. Mührenin hareketini kolaylaştırmak için kuru sabun sürülmüş bir çuha, kâğıt üzerinde gezdirilir. Daha sonra çakmak veya cam mühre muhtelif yönlerde kâğıt üzerinde kuvvetle hareket ettirilir. Böylece mührelenen kâğıtlar üst üste sıralanır. Üstüne de bir ağırlık konarak, kullanılmak üzere en az bir yıl bekletilir. Ancak günümüzdeki kâğıtların kaliteli olması nedeniyle bu kadar uzun süre beklemeye gerek yoktur. Yapıldığı maddeye göre mühre çeşitleri şunlardır:
a) Böcek Mühre: Deniz böceği kabuğundan yapılır.
b) Billur Mühre: Kaz yumurtası şeklinde camdan yapılan mühredir.
c) Çakmak Mühre: Çakmak taşından yapılan mühredir. Çakmak taşı, saplı bir tahtanın ortasına yerleştirilmiştir.
d) Zer Mühre: Sert akikten yapılan bu mühre, yaldız ve altın parlatmada kullanılır.


MİSTAR:
Kâğıda satır çizmeye yarayan bir alettir. Üzerinde sıra sıra muntazam ibrişim gerili bir mukavvadan ibarettir ki, yazılacak yazıya göre kâğıtlar, parmak yardımıyla üzerine bastırılarak kabartma çizgiler meydana getirilir. Böylece sayfalar arasındaki satır düzen ve ahengi sağlanmış olur.
 

Copyright © 2008, Hat Dergisi | Designed on 2008-March-21 by alpaslan