BAKIRCILIK SANATI

 



Bakırdan çeşitli alet, avadanlık, silah ve sanat ürünleri yapılması.” Ansiklopediler bakırcılığı böyle tanımlıyor. Bakırın bulunması Tarihöncesine uzanıyor ve alet, silah yapımında kullanılan ilk maden olduğu da biliniyor.


Son yıllarda erkeolojik kazılarda elde edilen somut veriler, dünyada ilk kez madenciliğin günümüzden yaklaşık olarak 10 bin yıl önce Anadolu’da Çayönü’nde başladığını kanıtlıyor. Nitekim ilk üreticiliğe geçiş evresine ait önemli bir kültür merkezi olan Çatalhöyük’te, M.Ö.7. bin yılda ilk arıtılma işleminin gerçekleştirildiği de anlaşılıyor. Tabiatta yaygın olarak bulunan bakır cevheri, arıtılan madenlerin başında geliyor.

Yapılan kazıların sonuçlarına göre, madencilikte ilk adım olan ”tavlama” işleminin, yani madeni ısıtarak yumuşatıp işlenir hale getirme usulünün ilk kez Anadolu insanı tarafından gerçekleştirildiğini yazıyor kaynaklar. Örneğin Çayönü, Çatalhöyük ve Suberde kazılarında M.Ö.7.binyılına ait doğal bakırdan dövme tekniği ile yapılmış iğne, bız, kanca gibi küçük aletler ile bazı süs eşyaları ele geçirildi. En eski dövme tekniğini yansıtan bu alet ve süs eşyalarının, taş örsler üzerinde sapsız taş çekiçlerle dövülerek işlenmiş olduğunu görüyoruz. Arıtma ve tavlama işlemlerinin bulunuşunu, yaklaşık M.Ö.5. binyılında maden sanatının ana yapım tekniklerinden ikincisi olan ”döküm”ün bulunuşu izler. Eritilmiş madenlerin istenilen biçimlerde hazırlanmış tahta, balmumu, taş ve çoğunlukla kil kalıplara dökülerek dondurulma işleminin başarılması, dövme tekniğinin gelişiminde tavlama işlemi kadar önemli rol oynar. M.Ö.4. binyılının sonlarında ise, bakıra kalay cevheri kasiterit karıştırılarak ”tunç” alaşımı elde edilir.



Motifler en ince ayrıntısına kadar işleniyor.

Anadolu: Metalurji tarihinin başladığı yer
Metalurji, gerçek anlamda bakırın eritilmesi ile başlamıştır. Bu yüzden bakırın tarihi, metalurjinin tarihi olarak kabul edilebilir. Metalurji tarihinde en eski tekniği oluşturan dövme tekniği, çeşitli eserlerin yapımında kullanılmış, yüzyıllar ilerledikçe hem dövme usulleri, hem de dövme aletleri gelişir. Tunç Çağı’na kadar, taştan yapılmış aletlerin varlığını koruyarak büyük ölçüde işlevini sürdürdüğü anlaşılıyor. Ancak Tunç Çağı’nda taş aletlerin yerini tunç aletler, Demir Çağı’ndan itibaren ise tunç aletlerin yerini çelik aletler alarak bu güne kadar gelişerek gelir.
Dünyada metalurji tarihinin ilk başladığı Anadolu toprakları, çok zengin maden cevheri yataklarına sahip. Yapılan araştırmalar, Türkiye’de yalnızca 500'e yakın zengin bakır cevheri yatağının bulunduğunu, Anadolu’daki bakır cevheri yataklarının birçoğunun da Eskiçağ’dan beri işletildiğini doğruluyor.

ERZİNCAN BAKIRCILIK


Olağanüstü işçilik
Roma ve Bizans döneminde Anadolu’da çeşitli teknikler üzerinde çalışan gelişmiş maden sanatı atölyelerinin bulunduğunu, günümüze kadar varlığını sürdüren çok sayıdaki eserden anlıyoruz. Büyük Selçuklu devriyle birlikte, İslam maden sanatında çok büyük bir gelişmenin başladığına tanık oluyoruz. Selçuklu sanatının hemen her dalında olduğu gibi, maden sanatında da çok gelişmiş kap yapım ve işleme teknikleri başarılı bir şekilde uygulanmıştır bu dönemde. Pirinç alaşımının Selçuklu devrinde geniş ölçüde kullanılması, Selçuklular’ın İslam maden sanatına getirdiği en önemli yenilik olarak kabul edilir.
Selçuklu devrinde Anadolu’da çeşitli teknikler üzerinde başarılı bir şekilde çalışan gelişmiş maden sanatı atölyelerinin başında Konya, Mardin, Hasankeyf, Diyarbakır, Cizre, Siirt, Harput, Erzincan ve Erzurum gelir. Gerek kitabelerinde verilen bilgilere dayanılarak, gerekse yapım tekniği ve üzerindeki motiflere dayanılarak Anadolu Selçukları’na maledilebilen eserlerin herbiri olağanüstü bir işçilik sergiler; kap cinsleri, formları, malzemeleri, yapım teknikleri ve süslemeleri bakımından büyük bir çeşitlilik karşımıza çıkar.
14. yüzyılın ortasından itibaren, tüm dünyada rağbet görmeye başlayan mavi-beyaz Çin porselenlerinin Yakın Doğu ülkelerinde geniş pazar bulmaları ve teknolojik gelişmeler -tunç ve pirinç gibi madenlerin top yapımında kullanılması- İslam maden sanatının önce duraklamasına, daha sonra da gerilemesine neden olur. Osmanlı devletinin kurulmasından hemen sonra ise, gerek Anadolu’da gerekse Balkanlar’da bakır madeni yataklarının yoğun olarak işletilir ve bunun sonucunda Osmanlı devri madencilik çalışmaları doruk noktasına erişir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde bakır madeninin öncelikle savaş sanayii, darphane ve sosyal hayattaki ihtiyaçları karşılamak için maden sanatı atölyelerinde yaygın olarak kullanıldığı için, maden yatakları 19. yüzyılın ortalarına kadar hiç kesinti vermeden işletilmesine neden olur.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaygın olarak kullanılan bakır eserlerin hemen hepsi, olağanüstü bir işçiliğin ürünüdür. Kap türlerinin fazlalığı, zengin biçimleri, özgün bezemeleri, kullanılan malzemenin ve yapım tekniklerinin çeşitliliği ile karşımıza çıkan Osmanlı devri maden eserlerinin karakteristik özelliğinin, geniş bir coğrafi bölgedeki farklı kültür etkilerinin biçimlendirdiği çok yönlülük olduğunu söyleyebiliriz.

URFA BAKIRCILIK


Bakırın çekiçlenme aşaması

Türkler’in Balkanlar’daki egemenliği sırasında kurulmaya başlanan ve çeşitli teknikler üzerinde başarılı bir şekilde çalışan maden sanatı atölyelerinin bulunduğu yerleşim merkezlerinin başında Ustovo, Petkova, Üsküp, Piriştine, İştip ve Saraybosna gelirdi. Anadolu’da ise, Gaziantep, Kahramanmaraş, Mardin, Diyarbakır, Siirt, Malatya, Elazığ, Erzurum, Trabzon, Giresun, Ordu, Sivas, Tokat, Kayseri, Çankırı, Çorum, Amasya, Kastamonu, Gerede, Konya, Burdur, Denizli, Muğla Kavaklıdere, Afyon, Kütahya, Balıkesir, Bursa, İstanbul ve Edirne. Bu merkezler Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri çeşitli teknikler üzerinde başarılı bir şekilde çalışan geleneksel maden sanatı atölyelerinin bulunduğu yerler arasında.



Salonları süsleyen bakırlar
Bakır kap yapım teknikleri, ”dövme”, ”dökme”, sıvama (tornada çekme)” ve ”preste basma” olmak üzere dört ana bölüme ayrılıyor. Binlerce yıldan beri uygulanan dövme tekniği, bakır külçeyi çekiçlemek suretiyle şekillendirilen bilinen en eski teknik olarak çıkıyor karşımıza.
Daha sonra döküm, tornada çekme, preste basma gibi teknikler gelişir ve, yakın dönemlere kadar bakır eşya mutfaklardaki yerini korur. Ancak, 1950'li yıllarda sosya ekonomik yapı hayat tarzını hızla değiştirdiğinden dolayı, alüminyum, plastik gibi ucuz alternatif malzemeler ortaya çıkar. Bu durum da bakırcılığın gerilemesine neden olur. Geleneksel kültürün sürekliliği bu zanaatın tamamen yok olmasını önler. Ancak bakırıcılık sanatı azalarak da olsa devam eder. 1970'lerde ise turistik talebin el sanatlarında yoğunlaşması bakırcılığı da canlandırır ve iç talep de genişler. Bu defa bakır eşya mutfaklarda yemek pişirmek için değil, süs eşyası olarak kullanılmaya başlanır. Yani 50 yıl önce mutfaklardan kovduğumuz bakır eşya şimdi salonlarımızı süsler hale geldi.
Süs eşyası olarak büyük bir ihracat potansiyaline de sahip oldu bakır eşyalar. Ayrıca yurt içinde bakır eşya koleksiyonları yapanlar çoğaldığı gibi, büyük turistik otellerde yemekler artık bakır kaplarda servis edilmeye başladı. Bütün bunlar bakırcılık sanatını yaşatan unsurlar olarak yeni bir sektör doğmasına yol açtı.
Günümüzde ise gerek Anadolu’da ve gerekse İstanbul’da yüzlerce bakırcı atölyesi varlığını sürdürüyor hâlâ.




-Sandıklıda Bakırcılık


Bakır çok eski çağlardan beri insanoğlunun günlük yaşamını etkilemiş bir metaldir. Tarihte Taş Devri’nden Maden Devri’ne geçişte ne kadar önemli bir rol oynamışsa, bugün de hem köy, hem de modern kent yaşamının ihtiyaçlarını karşılamada o kadar önemli rol oynamaktadır. Bakırın, kendine has özelliklerini başka metal ve maddelerde bulmak zordur.

Türkiye’de ve ilçemizde bakır ve işlemeciliği çok eski yıllara dayanır M.Ö. 7000 yıllarına ait olduğu kabul edilen ve bakırdan dövülerek elde edilen kanca, biz, iğne gibi araçların kazılar neticesinde ortaya çıkarılması bakırın ilk defa Anadolu’da kullanıldığını göstermektedir.

El sanatları bir ülkenin tarihi, kültürü ve ulusal çizgileri arasından büyük önem taşımaktadır. Bu bakımdan bir ata sanatı olan dövme bakırcılık, halıcılık, keçecilik, ahşap oyma gibi el sanatlarımızın ilçemizdeki bugünkü durumunu inceleyip sizlere aktarıyoruz.

İlçemizde bakırcılık mesleğini 12 yaşından bu yana sürdüren Bakırcı Ustası Süleyman Sallı ile bir görüşme yaptık. Bakırcılık mesleğinin giderek bitmekte olduğunu, geçim kapısı olmaktan çıktığını anlatan Süleyman Usta:

“Yaşım 67, 55 yıldır bakırcılık yapmaktayım. Bakır üzerine akla ne gelirse yaparım. Babam rahmetlikten öğrendim bakırcılığı. 7 yaşımda çıraklığa başladım. 15 Yaşıma geldiğimde her şeyi öğrendim. Şimdi ise cami ve minare alemleri yapmaktayım. Türkiye’nin 50 vilayetinde eserlerim vardır. Bunlardan İstanbul, Ankara, İzmir özellikle İstanbul’un her semtinde alemlerim vardır. Bunun yanında dış ülkelerden Suudi Arabistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’da da eserlerim var” dedi. Bakırcılığın çok eski tarihlere dayandığını anlatan Süleyman Usta:

“Bakırcılık bir zamanlar çok kıymetliydi. Evlerin mutfakların vazgeçilmez süsleriydi. Eski evlerin odalarında raflar kalaylanmış bakır kaplarla süslenirdi. Evlerin en kıymetli eşyalarından birisiydi. Günümüzde ise bakır eşyaların yerini başka maddelerden oluşan eşyalar aldı. Bakırcılıkta bitmeye yüz tutmuş mesleklerden birisi haline geldi. Yetiştirecek çırak bulamıyoruz” dedi.

(*)Sandıklı Termal Gazetesinden Alınmıştır-1996


Hüzünlü bir yazı;

Bu mesleklerin bir adı bir de fotoğrafları kaldı

Meslekler belli ihtiyaçları karşılamak için ortaya çıktı zaman içinde. O ihtiyaçlar yok oldukça ya da değiştikçe meslekler de ömrünü tamamladı veya değişime uğradı. Modern hayatta kendilerine yer bulamayan meslekler, sessiz sedasız yok olup gidiyor. Bazıları ise son ustalarının elinde, yok olmamak için direniyor. Bir başka deyişle, yeryüzünden silinme zamanını bekliyor.

Hayatın hızlı akışı içinde insanlar kaybedilen her mesleğin aslında bir kültür olduğunu ve önemli bir değer anlamına geldiğini kavramakta zorlanıyor. Birkaç hassas ruh hariç… Bu haftasonu Safranbolu Cinci Han’da Altın Safran Belgesel Film Festivali kapsamında fotoğraflarını sergileyen Mustafa Demirbaş da onlardan biri. Kaybolmaya yüz tutmuş meslekleri fotoğraflamak için 2000 yılından beri Kastamonu’yu köy köy kasaba kasaba dolaşan sanatçının fotoğraf projesi olarak başladığı araştırmaları derinleştikçe onu çok farklı yerlere ulaştırmış. Demirbaş, yedi yılda 38 meslek erbabını fotoğraflamayı başarmış. Telacılık, bezircilik, urgancılık, mıh üreticiliği ve geleneksel beşik yapımı gibi son demlerini yaşayan bu meslekler, Cumhuriyet yıllarında Kastamonu’da rastlanan 80 meslekten geriye kalanlar. Yok oluş o kadar hızlı yaşanmış ki Demirbaş işe başladığı günden bu yana beş meslek daha son temsilcilerini kaybetmiş. Sanatçı, aynı araştırmayı tekrar yapmaya kalksa, kendisinin bile aynı kareleri bulamayacağını söylüyor. Çünkü el emeği ile sürdürülen bu meslekler hızla yok olmaya devam ediyor.

Sanatçı, yaptığı çekimlerde genellikle ustaları iş başında fotoğraflamaya çalışmış aynı zamanda. Bir iki fotoğraf haricinde hiçbir pozun ısmarlama olmadığını söylüyor. Yaptığı işi fotoğrafçılığın ötesinde bir belgesel çalışması olarak niteleyen sanatçı, çekimini yaptığı ustalardan meslekleri hakkında teferruatlı bilgiler de edinmiş. Sanatçı, bu değerleri belgelerken kendini zaman yolculuğundaymış gibi hissettiğini de ifade ediyor. Çünkü teknoloji kullanılmadan yapılan bu meslek atölyelerinin bazıları Selçuklu zamanında ordunun ihtiyacını karşılamak için kurulmuş. Kimi meslekler ise eski hayatın ihtiyaçlarına yönelik. Son zamanlarda köylünün bazı ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışan bu ufak atölyelerin, teknolojinin yaygınlaşması ile kapanmaya başladığını öğreniyoruz Demirbaş’tan.

1944 Kastamonu’sunda sürdürülen fakat günümüzde artık devam etmeyen bakırcılığın seksen yaşın üstündeki son iki temsilcisiyle görüşme fırsatı da bulmuş Demirbaş. Sanatçı, Kastamonu’daki bakırcılığı yıllar önce araştıran bir öğretmenin çalışmasından okuduğunu söylüyor. Şu anda kentte bakırcılık yapan kimse yok.

Mustafa Demirbaş, şahit olduğu bu mesleklerin yok oluşuyla beraber bir daha rastlanmayacak bu değerleri, gelecek nesillere ulaştıran bir çalışmaya imza attığı için buruk da olsa bir sevinç yaşıyor. Demirbaş, geçmişi geri getiremese de kültür tarihimize önemli bir hazine bırakmayı başarmış .
kaynak:bilgipasaji.com

not ;bakırcılık ile ilgili yayınlanan bir kitap

Anadolu’da Türk Bakırcılık Sanatının Gelişimi: Bakır Yatakları, Üretimi ve Atölyeleri

İ. Gündağ Kayaoğlu, Oktay Belli
Sandoz Kültür Yayınları;
İstanbul, 1988, 22 x 30 cm., 297, renkli resimli sayfa, Türkçe, Ciltli.



Siir’te bakırcılık;

Siir’te bakırcılık tarihe karışıyor; Köklü bir geçmişe sahip mesleğinin kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtildi. 40 yıl öncesine kadar 100 ü aşkın bakırcı ustasının bulunduğu Siirt’te, bakır işine olan talebin düşmesiyle bu işi yapan sadece iki usta kaldı. Kentte bakırcılık mesleğini yürüten son iki kişiden biri olan Nasri Bakırcı, giderek daralan mesleklerinde eski günlerin özlemini yaşadığını söyledi. Eskiden çok parlak olan mesleğin babadan oğula geçerek devam ettiğini ve kendisinin de 6 yaşında çırak olarak mesleğe atıldığını analtan Bakırcı,60 yıldır bu mesleği sürdürdüğünü anlattı. Ürünlerini tamamen el emeği göz nuruyla üretiklerini belirten Bakırcı,”Burada tamamen el meği,göz nuru bir üretim söz konusu,Bakırı alır adeta bir hamura şekil veriri gibi çekiçlerle şekil veririz.Ürettiğimiz ürünleirn üzerine çeşitli motifleri çekiç darbeleriyle resim yapr gibi işleriz.Motif olarak daha çok kare,üçgen,dikdörtgen gibi geometrik şekiller,bayrağımızın sembolü ay yıldız ve bazen de çeşitli kuş figürleri işliyoruz.Bunlar en çok ilgi çeken motifler.Bir ürünün yapımı,büyüklüğüne ve işlediğimiz figüre göre saatlerimizi hatta bazen günümüzü alır” diye konuştu. Teknolojiye yenik düştü. Tamamen el ürünü üretimin maliyetini artırdığını,bu nednele bakır eşyanın fabrikasyon üretimine yenik düştüğünü anlatan Bakırcı” Bakırcılık,tıpkı Siirt battaniyesi gibi teknolojininkolaylığına ve ucuzluğuna yenik düştü.Halbukitıpkı taş fırında ve odun ateşinde pişirilen yemeklerin tadı ve kalitesi gibi bakır kaplarda pişirilen yemekler de hem lezzetli hem daha sağlıklıdır.Ancak buna rağmen talep azaldı” dedi. ”Devlet desteği istiyoruz” Üretikleri tencere,tabak,sini,ibrik,leğen ve özellikle Siirt’e has olan perde pilav tencerelerin yurt genelinde arandığını ve tercih edildiğini belirtien Bakırcı,Şimdi bunlardan yanlızca perde pilav tenceresini üretiyoruz.Yakında bu meslek de Siirt’te tarihin tozlu sayfalrına gidecek.Bunun olmasını istemiyoruz,Bu konuda devletimiizn desteğine ihtiyaç var” diye konuştu.
kaynak;wwwcnnturk.com


Kulada bakırcılık
ve kalaycılık sanatı yok olmaya yüz tutmuş el sanatlarından bir tanesidir Sayılı esnafımızın kaldığı bakırcılar arastası şuan sadece 3 veya 4 esnafımız bakırı küçük minyatür şekilde ev eşyaları süs olarak yapılıyor ve Kulaya gelen yerli ve yabancı turistlere satılıyor.

Kula da yıllardan beri Kalaycılık ve bakırcılık işi ile uğraşan Kamil Çoban (50)“ Kula İlçesi’ nde dededen gelen mesleği babamdan öğrenerek 10 yaşımdan beri kalaycılık ve bakırcılık işi ile uğraşıyorum. Çırak olarak girdiğim bu işten çok ekmek yedim. Ailemin geçimini bu işten sağladım. Ancak, son beş yıldan beri özellikle kalaycılık, bakırcılık ve bizim gibi el emeği, göz nuru isteyen işlerle uğraşan sanatkârların meslekleri ağır ağır yok olmaya doğru gidiyor. Kula Merkez Yunus Emre Caddesi arkasında bulunan ve Bakırcılar Sokağı diye halk arasında nam yapmış ince uzun sokağımızda, önceden yirmi adet kalaycı ve bakırcı varken, şu anda bu sayı 4 e inmiş durumdadır. Meslektaşım olan Ahmet Çoban (75) da ilerleyen yaşı sebebiyle artık dükkânını ancak Oğlanları tarafından işletilmekte ve hazır mutfak malzemeleri satmaktadır Bakırcılar Sokağı artık mazi oldu. Eskiden sokağımızdan çekiç, körük, kap kacak sesleri gelen sokaktan şimdi sadece ayak sesleri gelmektedir. Aliminyum madeninin yoğun olarak hayatımıza girmesi, çelik madeninden yapılan mutfak ve diğer araçların yaygınlaşması, bizim işlerimizi de engelledi.Ama buna rağmen, elinde hâlâ bakır mutfak araçları bulunan ve sağlığının kıymetini bilen, bakır kalaylı kaplardan yemek yemenin zevkini ve sağlıklı yönünü seçen müşterilerimiz tek tük de olsa var. Bizimle birlikte, daha doğrusu bizden sonra kalaycılık ve bakırcılık mesleği de tarihteki yerini alacağa benziyor.” Şeklinde konuşarak, Kalaycılık ve bakırcılık sanatının yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını belirtmektedir.
kaynak;wwwkulahaber




Uygarlığın Doğduğu Şehir: Şanlıurfa


Şanlıurfa El Sanatları

Bakırcılık

İnsanoğlunun bakırı bulması ve işlemesini öğrenmesi M.Ö. 5000-3000 tarihlerinde Kalkolitik Çağ denilen Bakır Çağı ile başlamıştır.

Şanlıurfa il sınırları içindeki Hassek Höyük, Kurban Höyük, Lidar Höyük gibi höyüklerde yapılan arkeolojik kazılarda kalkolitik çağa ait bakır kaplar, ok ve mızrak uçları ile iğnelere bol sayıda rastlanılmıştır. Ayrıca Harran’da 1950 yıllarında yapılan Türk-İngiliz ortak kazılarında, içkale içerisindeki bir odanın tavanının tesadüfen çökmesi sonucu bulunan, 11. yüzyıl sonu ve 12. yüzyıl Eyyûbiler dönemine tarihlenen 199 parça nadide madeni eser bakırcılık sanatının bu bölgede ileri bir düzeyde olduğunu vurgulamaktadır.

Ankara Etnografya Müzesi’nde muhafaza edilen bu eserler; işlemeli havanlar, siniler, kazanlar ve çeşitli kaplardan oluşmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda Harran Kazıları Başkanı Dr. Nurettin Yardımcı’nın girişimleri sonucunda bu eserlerin çok az bir bölümü Şanlıurfa Müzesi’ne getirtilebilmiş ve teşhire sunulmuştur.

Urfa’daki tarihi geçmişi bu kadar eskilere dayanan bakırcılık sanatı 1960’lı yıllara kadar önemini korumuş, Kazancı Pazarı ve Hüseyniye Çarşıları’ndaki dükkânlarda çok sayıda usta tarafından sürdürülmüştür. 1960’lı yıllarda alüminyum, plastik ve daha sonraları çelikten imal edilmiş fabrikasyon türü mutfak gereçlerinin piyasaya hakim olması ile bu sanat önemini yitirmiştir.

1950’li yıllarda 100 iş yerinde 300 usta ve kalfa ile sürdürülen bakırcılık sanatı günümüzde 10 işyeri ve 30 civarında usta ile sürdürülmeye çalışılmaktadır.

Şanlıurfa bakır işleri “dövme çekiç” tekniğiyle ün salmıştır. Urfalı bakırcı ustalarının bu teknikteki maharetlerinin tartışılmaz olduğu söylenmektedir. Son zamanlarda bazı genç ustalar tarafından “Kabartma Çekiç” tekniğine yönelinerek turistik amaçlı, tarihi yerleri ve özel amblemleri konu alan kabartmalı tepsiler, cezveler yapılmaya başlanmıştır.



Bakırcılık Ürünleri


0.70 mm. İle 1.5 mm. Arası kalınlıklardaki düz ya da disk (yuvarlak) pirinç veya bakır levhalar işlenerek çeşitli formlarda şekillendirilmektedir. Şanlıurfa ve çevresi mutfağının zengin olması, bulgur kaynatma, pekmez ve şire yapma (üzüm suyunun kaynatılması ile yapılan “bastık” (pestil), çekçek, kesme, sucuk ve benzeri tatlıların genel adı “şire”dir), süpha yemeği, hacı yemeği, tirit (fakirlere verilen bir çeşit yemek) gibi 300-500 kişiye verilen ziyafetler bakırdan yapılan mutfak gereçlerinin zengin bir çeşitlilik göstermesine neden olmuştur.

Yemek çeşitlerinin zengin olması, her yemek türü için ayrı bir kazan, ayrı bir tencere, ayrı bir sahan türünün gelişmesine neden olmuştur. Mesela, Tas Kebabı yemeği için özel bir tas biçimi geliştirilmiştir ki sadece bu yemeğin yapımında kullanılır. Sac kavurma yemeği için özel saclar, pilav çeşitleri için özel lengerler imal edilmiştir. Yine aynı şekilde “Bulgur Kazanı”, “Köfte Leğeni”, “Hamur Teşti”, “Ges Teşti” (Çamaşır Teşti) gibi amacına uygun olarak üretilmiş kaplar vardır. Sadece bulgur ve pekmez kaynatmada kullanılan ve “Kollu Tas” denilen tas çeşidi de özel amaçla üretilmiş bakır gereçler arasında yer almaktadır.


I- Kazanlar

1. Arap Kazanı: Çapı 30-45 cm. arasında değişen ve birkaç kulpu bulunan bir kazan türüdür. Üzeri “Çekiç Nakışı” ile süslenmiştir.

2. Hamam Leğeni: Çapı 35-40 cm. arasında değişen kulpsuz bir kazan türü olup “Leğen” adıyla anılmaktadır. Kadınlar tarafından hamama götürülerek içerisine su doldurulup kullanılır. Yemek kazanlarından farklı olarak özel bir biçimi olan hamam leğeninin ağız kısmı tırnaksızdır.

3. Aş Kazanı (Kelle Kazanı): Hamam leğeni büyüklüğünde ve biçimindedir. Kapaklı olup ağız kısmı tırnaklıdır. Kelle ve sulu yemek pişirilmesinde kullanılır.

4. Bulgur ve Şire Kazanı: Taban çapı 60 ile 100 cm. arasında değişen çift kulplu büyükçe bir kazandır.

5. Ges Kazanı (Kaynar Kazanı): Şanlıurfa’da çamaşır yıkamaya giysi kelimesinin bozulmuş şekliyle “Ges Yıkama” denilmektedir. Çamaşır suyunun ısıtıldığı ve çamaşırların kaynatıldığı bu kazan, çift kulplu olup, 50-60 cm. taban çapındadır.



II. Kuşhanalar (Tencereler)


1. Karpuz Kuşhana: Taban kısmı düz olup, yanları yukarıya doğru iki kademede genişlemektedir.

2. Yuvarlak Kuşhana: Taban kısmı yuvarlaktır.

3. Dik Kuşhana: Taban kısmı düz, yan tarafları dik şekildedir.

Yukarıdaki her üç kuşhana da tek parçadan olup kapaklıdırlar.



III. Tavalar


1. Aş Tavası: Kazan Kebabı, Karnıyarık, Bütün Patlıcan gibi yemeklerin pişirilmesinde kullanılır. 35-45 cm. çapındadır. Kapaklı ve iki kulplu bir tavadır.

2. Yağ Tavası: Çapı 20-25 cm. arasında değişen tek kulplu kapaksız bir tavadır. Yağ dağlamaya (eritmeye) yarar.

3. Sac Kavurma Tavası: Çukur biçimde, kenarsız ve iki kulplu bir tavadır. Çapı 40-45 cm. arasında değişir. Kuzu etinin kavurulmasıyla yapılan ve halk arasında “Sac Kavurması” denilen yemeğin yapımında kullanılır.

4. Zingil Tavası: 25-30 cm. çapında, tabanında zingil tatlısı hamurunu dökmeye yarayan yuvarlak çukurlar bulunan tek ya da çift kulplu bir tavadır.



IV. Siniler-Tepsiler


1. Yemek Sinisi: Çapı 60-90 cm. arasındadır. Aile fertlerinin yemek sofrasında kullanılır.

2. Divan Sinisi: Çapı 110 cm.’dir. Misafir sofralarında kullanılır.

3. Bekmez Sinisi: Çapı 100-110 cm. arasında değişir. Yüksek dik kenarlı ve dört kulplu bir sinidir. “Gün Pekmezi” yapımında kaynamış üzüm suyunun güneşe bırakılmasında kullanılır.

4. Kaburgalı Sini: Değişik boyları vardır. Kenar kısmı “Kaburgalı” tabir edilen dövme çekiç süslemelidir.

5. Mangal Sinisi: Çapı 60-70 cm. arasında değişir. Kül ve ateşin halıya düşmesini engellemek amacıyla mangalın alt kısmına yerleştirilir.

6. Kadayıf Sinisi: Kadayıf pişirmede kullanılan özel bir sinidir.

7. Kadayıf Teli Sinisi: 110 cm. çapındadır. Kadayıfın telinin kavrulmasında kullanılır.

8. Sac Kavurma Sinisi: 100-110 cm. çapındadır. Sac kavurma tavasında kavrulan et, bu sinide misafirlere servis yapılır.

9. Çay-Kahve Tepsisi: Çapları 25-45 cm. arasında değişen bu tepsiler, elips veya yuvarlak biçimde olur. İç kısımları dövme, oyma ve kabartma tekniğinde nakışlı olanları vardır.

10. Şıllık Tepsisi: Şanlıurfa’ya özgü bir tatlı çeşidi olan Şıllık yapımında kullanılır.

Sinilerin taban yüzeyleri 5 veya 6 kollu yıldızlar, kartal, kuş, balık gibi figürler, selvi ve çiçek gibi bitki motiflerin yer aldığı dövme ve oyma tekniğinde zengin süslemelerle donatılmıştır.

Tepsilerde, son yıllarda kullanılmaya başlanan kabartma tekniğindeki süslemelerde, isim, amblem, hat eserleri örnekleri, Şanlıurfa’nın turistik yerlerinin görünümleri gibi motifler kullanılmaktadır.



V. Lengerler


Kebap ve pilav çeşitlerinin konulmasına yarayan, fazla yüksek olmayan, tabandan yanlara doğru genişleyen kaplara “Lenger” denilmektedir.

1. Ayaklı Lenger: Taban kısmını çevreleyen 4-5 cm. yüksekliğinde ayağı vardır. Ağız çapı 30-45 cm. arasında değişen ayaklı lengerlerin yüzeyleri “çakma” tekniğinde çeşitli motiflerle süslenmiştir.

2. Düz Lenger: 30-35 cm. ağız çapındadır. İç kısmı “çakma” süslemelidir.

3. Kaburgalı Lenger: Kenar kısmı tabandan yukarıya doğru “kaburga” tabir edilen dövme tekniğinde süslemelidir.

4. Kuzu Lengeri: İç pilav, kaburgalı pilav gibi yemeklerin konulmasına yarar. Ağız çapları 90-100 cm. arasında değişen bu lengerlerin iç yüzeyleri çakma ve oyma (kazıma) tekniğinde motiflerle süslüdür. Ayaklı ve ayaksız çeşitleri vardır.

5. Cefni: Kuzu lengerinin büyüğüdür. Çapı 160 cm.’ye kadar olur. Ayaksız olan Cefni’nin oval ve yuvarlak tipleri varıdr.

6. Süzek (Süçgeç): Sebze, meyve ve tahıl gibi gıdaların yıkandıktan sonra süzülmesinde kullanılır.



VI. Sahanlar


1. Kapaklı Kayık Sahan: Elips biçiminde olup kapaklıdır.

2. Çukur Sahan: Yüksek kenarlı olduğundan bu isimle anılmaktadır.

3. Kapaklı Sahan: Normal büyüklükte, yuvarlak biçimli ve kapaklıdır.

4. Çirtikli Sahan: Normal büyüklükte olup kenar kısmı “Çirtik” tabir edilen dövme süslemelidir.

5. Kaburgalı Sahan: Yan kenarları dövme çekiç ile “Kaburga” tabir edilen süslemelidir.

6. Sütlaç Sahanı: Küçük boyutta, çukur bir sahandır.

7. Kaymak Sahanı: Küçük ve basık biçimdedir.



VII. Sıtıllar


1. At Sıtılı: 30 cm. ağız çapında, 40 cm. yüksekliğinde ve kulplu bir sıtıldır. Su konulmaya yarar.

2. Beri Sıtılı: 25 cm. ağız çapında, 30 cm. yüksekliğindedir. At sıtılı gibi tek kulpu vardır. Süt sağımında kullanılır.

3. Yoğurt Sıtılı: 15 cm. ağız çapında, 20-25 cm. yüksekliğinde ve tek kulplu bir sıtıldır.

4. Çocuk Hamam Sıtılı: 6-7 cm. ağız çapında, 10 cm. yüksekliğinde minyatür bir sıtıldır.



VIII. Taslar


1. Hamam Tası: 20 cm. çapında, 4 cm. kenar yüksekliğindedir. Taban yüzeyinin orta kısmı yarım küre şeklinde tümsektir. Bu tümseğin üzerindeki bir mile, gövdesi hareket edebilen parçalardan meydana gelmiş balık motifi yerleştirilmiştir. Su ile doldurulmuş tas içerisinde hareket eden bu balık, suda yüzer gibi tasa ayrı bir güzellik vermektedir.

2. Su Tası: 10-15 cm. ağız çapındadır.

3. Üsküre: Su tasının büyüğü olup ayran için kullanılır.

4. Şorba (Çorba) Tası: Üsküre büyüklüğünde olup, kapaklıdır.

5. Gümüş Örneği Tas: Tabandan yukarıya doğru genişleyen, yanları kabartma ve çakma tekniğinde bitkisel süslemeli, ayaklı bir tas türüdür. Kalaylandığında gümüş görünümü verdiğinden “Gümüş Örneği” adıyla anılmaktadır.

6. Tas Kebabı Tası: Tas Kebabı için kullanılır. Gümüş Örneği Tas’ın büyükçesidir.

7. Kollu Tas: Pekmez, bulgur vb. gıdaların kaynatma işleminde kullanılır.



IX. Leğenler-Teştler


1. El Leğeni: Berberler tarafından, traş olan kişinin yüzünün yıkanmasında kullanılır. Kenarının bir kısmı insan boğazına geçebilecek şekilde yarım yuvarlak oyulmuştur.

2. Slepçe: Üzerinde el yıkanılan, ortası çukur, kenarları yassı ve geniş bir leğendir. El leğenine benzer, ondan farklı olarak boğaz geçecek oyuk yeri yoktur ve kapaklıdır. Kapağının üzeri delikli olup sabun konulur.

3. Hamur Leğeni (Arap Leğeni): Çapı 45-60 cm. arasında değişir.

4. Köfte Leğeni: Çapı 40-45 cm. arasında değişir. Kenar yüksekliği 10-15 cm. arasındadır. Çiğköfte yoğurmada kullanılan bu leğenin taban yüzeyi, bulgurun çabuk ezilmesi ve kaymasının önlenmesi için “Katar Çekici” ile dövülmüştür.

5. Aş Leğeni (Çorba Leğeni): Çapı 20-30 cm., kenar yüksekliği 6-8 cm. arasında değişen leğenlerdir.

6. Teşt: Çapı 60 cm.’den büyük olan leğenlere teşt denilmektedir. Çamaşır yıkamada, hamur yoğurmada vb. işlerde kullanılır.



X. İbrikler-Sülehyeler (Sürahiler)


1. Abdest İbriği: Abdest almada kullanılır.

2. Sulaklık İbriği: Çiçek sulamada kullanılır.

3. Şekerli Kahve İbriği (Cezve): Şekerli kahve (Türk Kahvesi) pişirmede kullanılır.

4. Su ve Ayran Sülehyesi: Kapaklı olur.



XI. Gümgüm ve Cezveler


Pirinç levhalardan yapılan gümgümler, acı kahvenin kaynatılmasında, cezveler ise servis yapılmasında kullanılırlar. Üzerleri oyma ve kabartma tekniğinde motiflerle süslenmiştir.




Bakırcılıkta Kullanılan Aletler


I. Kalemler

Bakırcılıkta, uç kısımlarında kabartma motifler bulunan ve üzerine çekiçle vurulmak suretiyle bu motifleri bakır eşya üzerine basan veya uç kısımları düz olup kazıma tekniği ile süsleme yapan, uzunlukları 5-8 cm. arasında değişen çelik çubuklara “Kalem”, “Nakış Kalemi” denilmektedir.

Üzerlerindeki kabartma süslemelere göre adlandırılan bu kalemlerin başlıca çeşitleri şunlardır:

Düz Keski, Eğri Keski, Balık, Kuş, Çiçek, Yarım Ay, Çirtikli Ay, Oluklu, Kuş Gözü, Selvili, Dal ve Kırma.


II- Örsler

1. Kenar Örsü: Çok amaçlı bir örstür. Genellikle teşt ve leğenlerin kenar ve diplerinin çekiçlenmesinde, toplanmasında kullanılır.

2. Düz Nay: Ahşap “Nay Eşeği”ne geçirilerek üzerinde dövme işlemi yapılan demir çubuklara nay denilmektedir. Düz Nay, bunların düz olan türleridir. Düz Nay, Büyük Nay, Orta Nay ve Küçük Nay olmak üzere 3 türü vardır. Büyük Nay 2 m., Orta Nay 1.5 m. ve Küçük Nay ise 1m. uzunluğundadır. Düz Nay’da kazan ve leğen yanı vurulur.

3. Acem Nayı: Baş kısmı yuvarlaktır. Sürahi karnı, çaydanlık karnı gibi işlerin yapılmasında kullanılır.

4. Nay Eşeği: Üst kısmındaki deliğe Nay geçirilen kalın ağaçtan yapılmış bir gereçtir.

5. Mingil: Acem Nayı’na benzer. 50 cm. yüksekliğinde, baş kısmı top bir demirdir. Yere çakılarak kullanılır.

6. Çirtik Örsü: Tepsi, sahan ve sini ağızlarının çirtiklenmesinde kullanılır.

7. Kümmük (Kuşak Örsü): Leğenlerin kenarına kuşak yapımında ve sini kenarı vurmada kullanılır.

8. Lüllük Örsü: İbrik lüllüklerinin yapımında kullanılır. Huni biçiminde bir demir olup yere gömülmeyerek üzerinde çalışılır.

9. Mıh Kalıbı Örsü: Üzerinde çeşitli çaplarda delikler bulunan ve kazan kulplarının mıhını çakmada kullanılan bir örstür.

10. Tas Mıhı Örsü: Teşt gey’ini çekiçlemede, at sıtılının ağız yerini çıkarmada kullanılır.

11. Sindan: Üzerinde sini işlemeye, teşt, leğen telleri sarmaya yarayan bir örstür.

12. Kıskaç: Ateş üzerinde bakır tavlamada, kapları kalaylamada kullanılan kerpetene benzer bir alettir.

13. Gaziç: Kapların ağızlarına kenar çizgisi çizmeye yarayan demir bir alettir. Üzerindeki hareket edebilir demir parçası vasıtasıyla çizgiler arasındaki mesafe ayarlanmaktadır.

14. Yege (Eğe): Bakır üzerindeki çapakları düzlemeye yarar.

15. Demir Pergel: Kapların tabanına, daire motifleri çizmeye yarar.

16. Endirek: Bakır kapların ateşte tavlanmasında kullanılan ucu eğri şiş. Bu alet kalaycılar tarafından da kullanılmaktadır.


III. Çekiçler

1. Miyene: Düz çekiçleme ve şekil vermede kullanılan bir çekiçtir.

2. Neri: Çırtma çıkarılan teşt ve sinilerin toplanmasında kullanılır. İnce orta neri’den daha kaba bir çekiçtir.

3. Uzun Neri: 25 cm. boyundadır. Yüksek kenarlı teştlerin gey’ini doğrultmada kullanılır.

4. İnce Neri: Teşt ve sininin geyini düzlemede, kümmük vurmada kullanılan bir çekiç türüdür. İnce ağızlıdır.

5. Orta Neri: Çırtma çıkarmada (kenar dalgası yapma) kullanılır. İnce neri’ye göre biraz kalındır.

6. Katar Çekici (Ağzı Yuvarlak Neri): Köfte leğeninin taban yüzeyini çekiçlemede kullanılan, ağız kısmı yuvarlak demir bir çekiçtir. Çiğköfte leğeninin tabanında pürüzlü bir yüzey meydana getirir ki, bu da bulgurun çabuk ezilmesini ve yoğurma esnasında bulgurun kaymamasını sağlar.

7. Tel Sarma Çekici: Bakır kapların ağız kenarlarına sarılan teli sıkıştırmaya yarar.

8. Ablasım: İki ağızlı bir çekiçtir. Ağızlardan biri kare (miyene), diğeri dikdörtgen (ince neri) biçimindedir. Kunduracı çekicine benzeyen bu çekiç, tel doğrultmada kullanılır.

9. Tokmak: Ahşaptandır. Toplama ve düzeltme işinde kullanılır.




Bakırcılıkta Kullanılan Terimler


Ağız Bağlama: Tel sarmak amacıyla leğenin ağzına yuva açılarak şekil verilmesi.

Çırtma Çıkarmak: Sini kenarının toplanması.

Çirtik: Sahanların kenarlarına yapılan tırnaklı süsleme.

Gaziçlemek: Kaplara ağız ve kenar çizgisi çizmek. Bunu çizen alete “Gaziç” denilir.

Gey: Leğen ve kazanların taban yüzeyinin kenarla birleştiği nokta.

Gey Vurma: Leğen ve kazanların taban yüzeylerinin kenarla birleştiği kısmının (Gey) yapılması.

Kaynak: Bakır levhanın bir tarafına açılan dişler vasıtasıyla diğer bir levha ile birleştirilmesi. Çekiçle dövülerek birleştirilen bu kısım, daha sonra kaynak yapılır.

Ham Almak: Kaynağın dövülerek düzlenmesi.

Kümmük Vurma (Kabara): Teştin ağız kısımının ince Neri ile vurulması.

Lüllük: İbrik ve cezvelerde suyun aktığı ince uzun ağız.

Melemet: Eski ve kırık kapların onarılması.

Toplama: Teşt ve leğenlerin kenarlarının ahşap tokmakla düzeltilmesi.

Yan Vurma: Leğen ve teşt yanlarının çekiçlenmesi.




Eski Bakırcı Ustaları:

Kör Müslüm, Ebu Davud, Kazancı Müsbeh, Kazancı Ömer, İbrahim Kalaycı, Ahmet Bakırcı, Nuri Örs, Yasin Örs, Hasan Diyar, Hakkı Tamkoç, Salih Aktaş, Şükrü Atlıoğlu, Arap Maksut, Mehdi Kazancı, Hadi Kazancı, Aziz Uçar, Halil Uçar, Kadir Uçar, Mehmet Uçar, Abdullah Bakır, Hacı Osman Bakır, Mustafa Kalaycı, Yusuf Kalaycı, Ramazan Toprak, Nabi Toksöz, Yahya Çavuş, Ahmet Halfe, Mehmet Çirkin, Aziz Demirözü, Şefik Döğücü, Halil Bal, Hacı Ahmet Canbaz, Mahmut Nehir, Mehmet Külekçi ve Mahmut Güzel.

Yukarıdaki isimlerden de anlaşıldığı gibi, ustaların büyük bir kısmı Bakırcılık sanatı ile ilgili “Kazancı”, Kalaycı”, “Bakır”, “Bakırcı”, “Örs”, “Demirözü” ve “Döğücü” soyadlarını almışlardır.




Genç Kuşak Bakırcı Ustaları:


Genç kuşak bakırcı ustalarının tamamı, eski ustaların çocukları ya da torunlarından oluşmaktadır.

Mehmet Demirözü, Ömer Bakır, Halil Toprak, Mehmet Çirkin, Adil Külekçi, Hüseyin Çirkin, Halil Nehir, Mustafa Bakır, Durak Toprak ve Mahmut Çirkin genç kuşak bakırcı ustalarıdır.


 

Copyright © 2008, Hat Dergisi | Designed on 2008-March-21 by alpaslan